Merve Bayındır’la Marka Yolculuğu…

Moda ve tasarım dünyasında her geçen gün genç ve başarılı isimlerin sayısı artıyor. Bu isimlerden biri olan Merve Bayındır, kendi tasarımlarıyla ürettiği şapkalarla artık bir marka.

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz bize?

 

1980 doğumluyum. Yaşı kemale ermiş kadınlar arasındayım. Kanada'da York Üniversitesi’nde psikoloji okudum. Dört sene kadar psikologluk yaptım. Bir süre babamın yanında çalıştım.

Anneannem terziydi, yazı yazmaya başlamadan dikiş dikmeye başladım. Annem endüstri mühendisi, rahmetli dedemde veterinerdi. İkisi de resim yaparlar, çok da güzel resimler yaparlardı. Dolayısıyla ben işin mutfağında büyüdüm. Yani şapkanın mutfağında olmasa da bu işin mutfağında büyüyerek avantajlarından yararlandım. Bu meslekle alakam yoktu. Hayat ve kader beni şapkaya yönlendirdi.

 

 

Şapka tasarımına nasıl başladınız?

Annemin açtığı bir işin içerisinde gelişen ve annemin beni iteklemesiyle şapka tasarımına başladım. İlk başlarda sütyen globundan şapka çalışıyordum, ben onlara şapka da demiyorum, şapkamsı aksesuar. Ama büyüktü kafayı kaplıyordu hiçbir zaman saç aksesuarı gibi de olmadı. Dolayısıyla macera ile başladığım şapka tasarımında dedim ki ben ufak bir şapka tasarımcısı olmayacağım. Ben dünya kıvamında bir şapka tasarımcısı olacağım. Yani en başından beri bir hedefim vardı.

Dolayısıyla bu işi en iyi şekilde yapmak için dünya markalarını takip ettim ve her sene kendimi yenileyerek devam ettirdim. Tanju Babacan gibi ustalardan teknik anlamda bilmediğim şeyleri öğrenmek için yardımlar aldım.

 

 

Peki neden şapka?

Ben şapkayı hep çok sevdim. Bence kadını asil ve güzel gösteren bir parça. Artı güneşten koruyan bir şey. Benim 1920'lerle 50'ler arasında kalmış bir kadın var içimde. Ben asla o kadın değilim ama öyle bir kadın var ve onunda şapkası var içimde kalan. Yapı olarak sorgulayan, standartların ve sınırların dışına çıkan giyim tarzım var.

Amerika'da bir şapka mağazasına girip mağazadan kovulmayı başarmış bir insanım. Ben şapkayı hep sevdim hep de şapkalarım oldu. Öyle ya da böyle günlük hayatımda şapka hep kullandığım bir aksesuardı.

 

Türkiye’de 3 sene önce Nişantaşı'nda bir showroomum vardı. 5 sezon üst üste Mercedes Benz 'le runway yaptım. Tanju Babacan, Hakan Yıldırım, Özgür Masur, Zeynep Erdoğan ve Zeynep Tosun gibi bir sürü tasarımcıyla çalıştım. Hem onların defileleri için özel müşterilerine şapka tasarladım, kendi özel müşterilerim için hemmde kendim defileler yaparak bir noktaya geldim. Bütün bunların yurtdışı basınına da yansımaları oldu.

 

 Londra serüveniniz nasıl başladı? 

Yedi sene önce Türkiye'de yarattığım markam, yaklaşık 2.5 yıldır İngiltere merkezli. Şapkanın daha geniş bir kullanım alanının olduğu bir ülke İngiltere. Geçen sezon ilk defa Londra Moda Haftası'na katıldık. 2017'de ayrıca Royal Ascot Guide'da yani ülkenin en önemli at yarışı için özel düzenlenen ve senede bir kez yayınlanan 'nasıl giyinilir kılavuzu'nda ilk kez şapkamız yer aldı. Bu yıl iki tasarımımız kılavuzda yer buldu. Hatta bir tanesi doğrudan kapakta yer aldı. Kılavuzun kapağında yer almak muhteşemdi. Royal Ascot'tan bir

e-posta geldi. Bizi 2019 yılı özel şapka tasarımcıları arasına seçtiklerini söylediler. Sadece sekiz kişi yer alıyor bu grubun içinde. Bunun ardından da Portekiz'den bir müzeden şapkalarımızı sergilemek için teklif geldi. Şu an bunun üzerinde çalışıyoruz.

Biz 2011'de şapka yapmaya başladığımız zaman kıyafet şekillerinin içinde şapka kullanmak diye bir şey yoktu. Stilistler bile şapkayı nasıl kullanacaklarını  bilmiyorlardı. Hem onlar beni yönlendirdi hem ben onları. Böylece çok güzel ilişkiler kuruldu ve sonrasında çok iyi stilistlerle çalışmalarım oldu.

 

 

Bu kadar emek ve birikim varken Londra’ya gitmeye nasıl karar verdiniz? Niye Londra ?

Türkiye’de şapka üreten tek kişi değilim. Çok hırslı bir insanım. Bu kadar hırslı olunca bazı şeyler sizi tatmin etmemeye başlıyor. Yurt dışında Philip Treacy, Stephen Jones gibi çok önemli isimler var. Ben hayalimde onlarla yarıştım. Ayrıca ürettiğimiz şapkaların kumaşları yurt dışından geliyor. İngiltere’den, Avusturalya’dan. Şapkanın bir takım detayları var ve o detayları tasarlayabilmek için kullandığımız malzemeler Malezya’dan gelmekte. Böyle olunca pound çıkıyor ve vergisi vs. derken şapkaların fiyatları da otomatik olarak artıyor. Bu durumda müşteri çok ünlü bir markanın ayakkabısına veya elbisesine bütçe ayırırken, bir kere takacağım şapkaya bu kadar para ödeyemem noktasına geliyor. Halbuki onun bir kere takarım diye düşündüğü işi, biz bir ay boyunca çok ciddi bir emekle üretiyoruz. Bir de modellerim Türkiye’de müşterileri zorlamaya başladı.

 

Benim işim biraz niş ve lüks. Yurt dışına göndermeye kalksam vergisi vs. eklenince orada daha ucuz olan şapkalar buradan alındığında daha pahalıya geliyor. Bunları yaşarken burada ne yapıyorum diye düşünmeye başladım ve dedim ki tamam ben bu işe burada devam edemeyeceğim.

 

Tam oturmaya başlayan işimi ve müşteri kitlemi ani bir kararla sonlandırarak Londra’ya taşıdım. Üç ay gibi kısa bir sürede gerekli tanışmaları yapıp dördüncü ayda yeni bir koleksiyon hazırlamayı başardım.

 Şapkalarımız çok tutuldu ve satışlarımız da çok iyi gidiyor.

Geçen sene, Kraliçe 25 sene sonra ilk defa Fashion Week'i ziyaret etmeye geldi. Kraliçe kendisi için ayrılan özel bölümleri geziyor ve bir defileye katıldı. Ve bizim standımıza da geldi ve kendisiyle tanıştım. Millinery Collective’e girmeyi başararak en büyük hayalimi gerçekleştirdim. Royal Ascot'ta çok büyük hayalimdi. Cover'ını yapmayı hayal dahi edememiştim oda oldu. Dünyada ki sayılı şapka tasarımcılarının arasında benimde ismim var. Biraz daha yolum var ama işimin yani Merve Bayındır'ın merkezi Londra olmak zorunda. Çünkü bana göre Londra dünyanın ortak noktası.

 

 

Türkiye ile ilgili hayaliniz var mı?

 Hayallerimin arasında bir gün Türkiye'de yeniden bir mağaza açarak burada da servis verebilecek noktaya gelmekte var çünkü burası benim anavatanım. Arzu ettiğim şeylerden biride Türkiye'de aynı İngiltere'deki gibi şapka için ayrı bir kategori açılması. Çünkü şapka bir aksesuar değildir, alıcısı bile ayrıdır. En azından bu temel eğitiminin verilmesini çok arzu ediyorum. İsterim ki burada da şapka bir kültür olsun yeniden hayatımıza entegre olsun sadece şapka olarak görülsün.

 

 

Tasarımlarınıza hep Şapka ile mi devam edeceksiniz?

Evet hep şapka olacak. Şapkanın yanında özel keplerimiz de var artık. Onlarda el yapımı, yüksek kalite ve tamamen tasarım parçalar.

 

Büyük markaların defilesi asla şapkacısız olmaz. Bunlardan bir tanesi Dior. Bugün Dünya üzerinde kendine özel kendi tasarım atölyesi'nin içerisinde şapka tasarım atölyesi olan tek Moda evidir. Şu anda Stephen Jones kendi markası haricinde o moda evinin şapka atölyesinin başında olan şapka tasarımcısıdır. İlerleyen yıllarda böyle işler yapmak gibi hayallerim var. Büyük tasarım markalarının defileleri için çalışmak, kendi markamla couter şapka çalışmaya devam etmek gibi hayaller.

 

 

Senede kaç koleksiyonunuz var ve fiyat aralığı nedir?

 Her sezon koleksiyon çıkartıyoruz .Önümüzdeki sezon için 55 parçalık bir koleksiyonumuz var. Kış koleksiyonumuz sadece 6 ay satışa çıkıyor , yaz koleksiyonunu bir sene boyunca satışta tutuyoruz. Koleksiyonumuz da butik olmak zorunda. Fiyatlarımız 300 pound ile 3000 pound arasında değişiyor.

 

Gençlere ne tavsiye ediyorsunuz?

 Bizim hikayemiz kulağa tatlı geliyor ama öyle bir tatlılık yok. Cehennem azabı da var. Ancak tasarım okuyan çocuklara şunları söyleyebilirim;  yetenekli olacaksın, hırslı olacaksın, çalışkan olacaksın,uğruna her şeyden vazgeçmeye hazır olacaksın, önceliğiniz olacak, arkanızda aileniz ya da aileniz gibi biri olacak, çok ciddi bir ekonomik kuvvetiniz olacak.

merve bayındır   şapka   moda   hat   londra   london   fashion   interview   röportaj   royal ascot